‘Ortadoğu’yu yeniden dizayn etmek için eksiksiz bir kılıf sundu’
İkiz Kuleler’e çarpan uçaklar 11 Eylül’de New York’u sarsarken, ABD toplumunda derin bir korku iklimi oluştu. Saldırının ardından uygulanan güvenlik önlemleri, bireylerin özgürlüklerini daraltmaya, “cadı avı” gibi gözetim ortamlarını genişletmeye ve uluslararası hukukun sınırlarını zorlamaya yol açtı. Bu gelişmeler, Amerikan halkının terör duygusuyla kendini adanmış bir silah sistemine bağlamasını tetikledi.
Prof. Dr. Burak Küntay ve Doç. Deniz Tansi, 25 yıl içinde bu kırılmanın dünya üzerindeki etkisini açıklarken, “korku insanların özgürlüklerinden vazgeçtiği bir devri başlattı” ifadelerine yer verdiler. 11 Eylül sonrasında ABD, “önleyici savaş” doktriniyle uluslararası hukukun meşru müdafaa ilkesini ortadan kaldırdı; BM normları rafa kaldırıldı ve “ya bizimlesiniz ya da teröristlerle” söylemiyle tek kutuplu bir yaklaşım benimsendi. Irak’ın tasfiyesi, bölgesel güç dengelerinde özellikle İsrail’in çıkarına hizmet etti.
Bu dönemde ABD’nin Orta Doğu politikası yeniden tasarlandı ve pasifikteki stratejisi Çin’i çevreleme çabalarına yöneldi. Preemptive strike kavramı, işgallerin önünü açarken dünya genelinde kutuplaşmayı derinleştirdi. Sonuç olarak, 11 Eylül, ABD’nin yayılmacı politikasının meşruiyet kaynağı haline gelmiş ve Orta Doğu’yu yeniden şekillendiren bir çerçeve oluşturmuştur.

