Zayıflama İğnesini Bıraktınız mı? Vücudunuzda Patlayan Açlık Krizi Sizi Bekliyor!
İstanbul – Son günlerde zayıflama iğneleriyle ilgili çok konuşuluyor. Kimi kilo veriyor, kimi yan etkilerden şikayetçi ama asıl mesele iğneyi bıraktıktan sonra başlıyor. Beslenme ve Diyet Uzmanı Dyt. Gamze Ustabaş, bu konuda çarpıcı açıklamalarda bulundu. Uzman isme göre, iğneyi bırakanlarda artan açlık hissi ve karbonhidrat isteği sadece irade zayıflığıyla açıklanamaz. Yani kendinizi suçlamayın, işin bilimsel bir boyutu var.
Dyt. Gamze Ustabaş, zayıflama iğnesi kullanan birçok kişinin tedavi sürecinde çok daha küçük porsiyonlarla doyabildiğini söylüyor. Ama iğne bırakılınca işler değişiyor. İlacı bıraktıktan sonra bazı kişilerde yemek düşünceleri yeniden canlanıyor. Sanki beyin bir alarm çalıyor gibi. Açlık hissi geri geliyor, özellikle karbonhidratlara karşı dayanılmaz bir istek oluşuyor. Porsiyon kontrolü mü? İmkansız gibi bişey.
Ustabaş’ın anlattıklarına göre insan beyni, enerji depolarını korumaya programlı. Yani milyonlarca yıllık bir hayatta kalma içgüdüsü bu. Zayıflarken vücut enerji kaybediyor, beyin bunu bir tehdit olarak algılıyor. İğneyi bırakır bırakmaz da “Hemen enerji depola!” komutunu veriyor. Bu durum çoğu zaman kişinin iradesinin zayıf olmasından kaynaklanmıyor. Beyin, oluşan enerji açığını kapatmaya çalışıyor. Yani asıl suçlu siz değilsiniz, beyniniz.
GLP-1 grubu ilaçların kullanıldığı dönemde açlık sinyalleri baskılanıyor. İşte bu yüzden iğne kullananlar “Hiç acıkmıyorum” diyor. Ama ilaç kesilince bu baskılama kalkıyor. Birden bire açlık sinyalleri tavan yapıyor. Ustabaş, zayıflama iğnesini bırakan kişilerin ilk haftalarda yemek düşüncelerinin arttığını sıklıkla dile getirdiğini belirtiyor. Daha önce kolaylıkla reddedilebilen yiyeceklere karşı güçlü bir istek gelişebiliyor. Mesela bir dilim kek veya bir kutu kola, önceden umurunuzda değildi ama şimdi canınız çekiyor. Porsiyon kontrolü de iyice zorlaşıyor tabi.
Uzman isim, tedavinin ardından açlık hissinin artmasının ilaca bağımlılık olarak değerlendirilmemesi gerektiğine dikkat çekiyor. Yani “İğneye bağımlı oldum” diye düşünmeyin. Bu tamamen fizyolojik bir tepki. Süreçte beynin ödül sistemi de devreye giriyor. Özellikle stres, mutsuzluk ve yorgunlukla baş etmek için yemeğe yönelen kişilerde karbonhidratlar bir rahatlama aracı hâline gelebiliyor. Yani canınız sıkkınken bir tabak makarna yemek, beyninize iyi geliyor. Ama uzun vadede bu bir kısır döngü yaratıyor.
Obezite tedavisinin yalnızca zayıflama iğnesinden ibaret görülmemesi gerektiğini vurgulayan Ustabaş, tedavi süresince kalıcı beslenme alışkanlıklarının oluşturulmasının önemine dikkat çekiyor. Yani sadece iğneyle kilo verip bırakmak yetmez. Kalıcı değişiklikler yapmak şart. Yeterli protein ve lif tüketiminin sağlanması, kas kaybının önlenmesi ve duygusal yeme davranışlarının ele alınması gerekiyor. Ustabaş sözlerini şöyle tamamlıyor: “Tedavi sürecinde beslenme alışkanlıklarını değiştirmezseniz, iğneyi bıraktığınızda eski kilolarınıza geri dönersiniz.” İşte böyle arkadaşlar… Zayıflama iğnesi mucize değil, bir araç. Asıl mucize, bu süreçte kazandığınız sağlıklı alışkanlıklarda saklı. Bakalım bundan sonra ne olacak? Gelişmeleri takip ediyoruz.
Kaynak: Orijinal Haber

